Yeni Medya

Blogların Büyüsü

blogların büyüsü

Bazı iletişimciler “Bloglar öldü” diyor! 2000’ler ile birlikte bir blog çılgınlığı hasıl olmuştu. İnsanlar Çılgın Bediş’in her bölüm sonundaki günlüğü gibi (liseliler bilmez, hatta üniversiteliler de bilmez) istedikleri her konuda yazabilecekleri, daha da önemlisi bu yazdıklarını okutabilecekleri bir mecra elde etmişlerdi. Bloglar güzeldi, ilgi çekti çünkü özellikle reklamlardan arınmış bir dünya vaadi vardı. Burada maddi çıkarlar söz konusu değildi ve yazar kimseye bağlı olmadan dilediğini, dilediği şekilde yazabiliyordu. İşte okuyucuları çeken taraf buydu! Sonrasında tabi bu ilgi patlamasına duyarsız kalamayan iletişim profesyonelleri devreye girdi ve bloglar da profesyonelleşti.

Bir yazarın tek başına karşısındaki profesyonellerden kurulu dev kadrolarla baş etmesi pek mümkün değildi ve kişisel bloglar giderek azaldı.
Günümüzde gördüğümüz bloglar genel olarak gezi, moda ve makyaj üzerine kurulu. Bu durumu yaratanın büyük oranda sosyal medya trendleri olduğu açık. Yani blogların ilk zamanlarındaki gibi online günlük temasında bloglar bulmak artık neredeyse imkansız.

Peki blogların ölüm fermanını verelim mi? İşte bu yazının asıl sorusu budur!
Bir markada pazarlama uzmanı olarak çalıştığım dönemde dijital ajanslar ile yaptığımız toplantılarda istinasız olarak blogun önemi vurgulandı. Ancak bu toplantılarda değinilen önem, tüketiciler/insanlar ile kurulacak iletişim yerine seo’ya katkısı çerçevesindeydi. “Blog önemli, seo uyumlu içerikler ile güzel trafik sağlarız ve aramalarda üst sıralara çıkarız. Bizim arkadaşlar sizin için içerikler oluşturur.” İşte geldik yine işlerin profesyonelleşerek, amatör ruhun kaybolmasına. Tamam, benim o dönem temsil ettiğim marka için bunu yaptırabilecek gücümüz vardı ki ben buna bile karşıyım. Mantık beyni yine duygusallığı araç olarak kullanma eğiliminde. Oysa biz biliyoruz ki pazarlamanın özü duygulara hitap etmektir.

“Nereye varacaksın Burak?” Sanırım niye bu yazıyı yazmak istediğimi söylemenin zamanı geldi. Çoğu insan artık biliyor ki ben girişimciliğe önem veren biriyim ve isterse işim profesyonel olsun yine de girişimci gözlüğümü takarak işlerime bakmaya çalışırım.

Yani buraya kadar anlattıklarımdan girişimciler nasıl faydalanabilir? Profesyonelleşen her alanda, amatör ruhu olan insanlara avantajlar vardır. Bana danışan tüm girişimcilere önerdiğim bir şeydir blog yazmaları. “Ben ne yazacağım? Ben yazamam!” Bu gelen ilk tepkidir. Onlara önerim ise kendilerini ve markalarını anlatmaları. Tabi beklentim bir cv oluşturmaları değil! Siz bu girişimi bir amaç için oluşturdunuz; hayatı kolaylaştırmak, kaliteli ürün sunmak, aile bütçelerine katkı sağlamak… Ayrıca bu girişiminiz sırasında çokça zahmete katlanıp, birçok engelle karşılaştınız. İşte benim bir girişimcinin blogundan beklentim bunları öğrenmektir. Tüketici zihnimde, bilinen dev markalardan ayrı konumlandırmam için sizi ailemden biri gibi görmeliyim. Çoğu insan gibi ailemin fertlerini çok seviyorum çünkü doğduğumdan beri benim için yaptıkları feragatleri, büyütmek için katlandıkları zorlukları, benim için kurdukları hayalleri, her şeyin en iyisini yaşamam için çabalamalarını biliyorum ancak sizin, benim için yaptıklarınızı bilemeden markanızı nasıl sevebilirim?

Bir işe başladığımızda, bizden büyüklere öykünürüz ve onlar gibi olmak isteriz. Bu durum aynı çocukluğumuzda ebeveynlerimize özenmemize benziyor. Oysa kendimize baktığımızda ebeveynlerimizden çok farklı olduğumuzu görebiliyoruz; biz başarılarımızı onlardan farklı şekilde elde ediyoruz çünkü bireysel başarı için herkese uyan bir yol yok! Bunu yadırgamayız ancak dediğim gibi, markalar için başarının büyükler gibi olmaktan geçtiğini düşünürüz. Rakibiniz istediğiniz kadar büyük olsun, ona yenilmemenizi sağlayacak en büyük etkeniniz insanlarla sıcak ilişki kurabilme kabiliyetinizdir. Bu kabiliyetinizin gösterebileceğiniz en güzel ortam ise (başta olumsuzluklarını yazsam da) blog ve ona bağlı sosyal medya hesaplarıdır.

Bir yerde mantık duyguların önüne geçtiyse, bunu terse çevirebilenler kazanır!

Görsel kaynak;
http://jestman.com/wp-content/uploads/2016/07/blog.jpg

1 Comment

1 Comment

  1. mustafa güngör

    Eki 30, 2017 at 22:34

    Çok keyifli bir yazı olmuş.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

To Top
X