Köşe Yazıları

Pazarlama Hikayesi

pazarlama hikayeleri

Otomobil alırken duygusal davranabilir miyiz? Belki satın alırken mantık beynimizi en çok konuşturduğumuz ürünlerden biridir otomobil. Bunun bilincinde olan otomobil markaları, özellikle yerelde fiyat indirimleri ve kampanya haberleri ile dolduruyorlar tüm iletişim mecralarını. Oysa daha önceden buradaki yazılarda ve diğer birçok kaynakta gördüğünüz gibi insan denilen varlık salt mantık beyniyle hareket etmiyor.

Bu yazı nasıl doğdu? Benim görüşüme göre eğer bir sorunun kaynağını kavrayamazsanız, neticelerinin yarattığı küçük sorunları çözmeniz sadece günü kurtarır. Kime, nasıl dokunacağımızı anlayamadıktan sonra onlarla iletişim kurmaya çalışmanın bir anlamı olabilir mi? İşte bu yazı bu iki olgunun ayrımını gösterebilmek için yazıldı. Herkes için zor olan bir süreç olan iş arama sürecinde olduğumdan her görüşmede kendimi yeniden, yeniden ve yeniden anlatmam gerekiyor. Yıpratıcı bir uğraşı! Özellikle demin bahsettiğim gibi çoğu markada rutinleşmiş iletişim çalışmalarına sorgulayıcı bir gözle baktığınız anlaşıldığında size uzaylı gibi bakabiliyorlar. Kendi görüşümü biraz daha somutlaştırmam gerektiğini anladım. Artık görüşmelerin rutin sorularından sıyrıldıktan sonra “Buraya X marka otomobilimle geldim. Dizel, 110 beygir, 110.000 km’de, kazasız, 45.000 TL’ye satıyorum ama size 40.000 TL olur. Aşağıda şimdi inip bakmak ister misiniz?” diyorum. ‘Nereden çıktı şimdi bu?’ der gibi bakıyorlar doğal olarak. Onlara kendilerine söylediklerimi gazetede, dergide, internet sitesinde, sosyal medyada, televizyonda, radyoda yayınlanan/yayımlanan otomobil reklamlarında her gün rastladıklarını ama böyle tepki vermediklerini çünkü görmezden geldiklerini belirtiyorum. Günümüzde iletişimin bu kısır kalıplara hapsedildiğini gösterdikten sonra bir yerde okuduğum ama kaynağını (dolayısıyla yazıyı) bulamadığım için tekrardan özgün bir şekilde yazdığım aşağıda bulunan hikayeyi okuyorum;

“Kızıma söz vermiştim! Üniversiteyi kazandığında 2. el küçük spor bir araba alacaktım. Paramız kısıtlıydı ve açıkçası onun istediği gibi bir araba bulabileceğimden emin değildim. Sonuç olarak bütçeme en uygun ve en temiz arabayı buldum ancak bu araba geniş bir aile arabasıydı. Arabayı evin önüne çekip anahtarı kızıma uzattığımda korktuğum başıma geldi; Adeta küçük bir kız çocuğuna döndü, kızgınlıktan suratı kızardı. Bana söyleyemediği iyi dileklerini içinden geçirdiği çok belliydi. Anahtarı elimden alırken; “Ben bunu okulun önüne nasıl çekeceğim acaba? Çocuğum mu var benim?” dedi. Ben soğuk kanlılığımı yitirmeden; “Gel bir de içini gör, 4-5 arkadaşına bile yer var. Bence alışınca çok seveceksin.” dedim. Kızım direksiyonun başına, ben yan koltuğa kuruldum ve her tarafına bakmaya başladık ama hayal kırıklığımı gizleyemiyordum. Hangi baba kızını mutlu etmek istemez? Onun istediği her şeyi almak isterim, her baba gibi… Ancak imkanlar…” Torpido gözünü açtığımda bir zarf buldum, üzerinde ‘Timoti’nin yeni arkadaşına” yazıyordu ve ağzı kapalıydı. Kızım arabanın yeni sahibi olduğuna göre arabadan çıkanlar onundu artık. Zarfı kızıma uzattım. “Sanırım bu sana.” Zarfı açtı, içinden bir mektup çıktı ve sesli olarak okumaya başladı.

“Merhaba Timoti’nin yeni arkadaşı. Sana adınla hitap etmek isterdim ancak seni tanıyamayacağım için bu asla mümkün olmayacak. Timoti, senin yeni arabanın adı. Seni çok rahatsız etmiyorsa ona bundan böyle ismiyle seslenmeni rica ederim. Sana bu mektubu yazdım çünkü benim ve ailemin ona verdiği değeri bilmeni, ona en az bizim kadar değer vermeni istiyorum. Timoti’yi alana kadar üretim bantlarından inen diğer kardeşlerinden bir farkı yoktu, büyük ihtimal şu ana kadar sana da öyle geliyordur ama Timoti farklıdır. İlkokul çağında iki çocuğum var, arka koltuktaki sarı lekeler için özür dilerim ama o lekeler bizim onlarla Timoti’nin içinde kahkahalarla yediğimiz abur cuburların lekeleri. O lekelere baktığımda çocuklarımın kahkahalarını duyabildiğime yemin ederim ve zor zamanlarda onların kahkahalarını duymaya ihtiyacım vardı, bu sebeple temizlemedim. Direksiyonda yüzüğümün bıraktığı izler mevcut. Ayrılmayı hiç istemediğim ama başkasıyla olduğunu öğrendiğimde çıkarıp attığım yüzüğün izleri onlar. Acı mı? Kesinlikle, elim direksiyonda gezinirken o izleri hissettmek acı veriyordu ancak bu benim hayatım ve tatlısı kadar acısı da var! İnsan acıdan kaçmak yerine üzerine gitmeli, böylece daha büyük acılar için bilersin kendini. Kısacası, bekar bir anne olarak zor olan hayatımı kolaylaştıran ender kişilerden biriydi Timoti. O’na Timoti dedim çünkü o; Yağmur yağdığında kenara çekip dertleştiğim dert ortağım, boşandıktan sonra direksiyonuna yumruklar attığım çilekeşim, çocuklarımın yüzünde güller açtıran deniz gezilerimizin sessiz kahramanı, kapımın önünde her daim hazır ambulansım (çocukların varsa bunun kıymetini biliyorsundur, yoksa da olunca bunun önemini anlayacaksın). Yani o bizim ailemizin bir ferdi hatta büyük bir ferdi ve tanıdığım en güzel aile ferdinin adını verdim ona; Tim, benim babam! Daha genç bir kızken kaybettiğim babamın yanımızda olmasını istediğim her zaman Timoti yanımızdaydı. Sırdaşım oldu, oyun arkadaşım oldu, onunla güldüm ve onunla ağladım. İstediğim zamanlarda tehlikelerle dolu bu büyük dünyayı, tehlikesiz küçük bir dünyaya çevirdi; Tıpkı bir babanın kızına yapacağı gibi. Şimdi çocuklarımın eğitim masrafları için Timoti’den son bir iyilik istedim ve sana gitmesini rica ettim. Sözlerimi çok uzattım biliyorum, umarım Timoti sana da iyi bir aile ferdi olur. Senin yepyeni maceralarında yardımcı olacağına eminim, birbirinize iyi bakın! Sevgilerimle… İmza; Timoti’nin eski dostu ve kızı.” Kızım direksiyonun başında nemli gözlerle mektubu sıkı sıkı tutuyordu. Bana baktı ve sarıldı, nemli gözlerin artık yaş akıttığını hissedebiliyordum. “Baba, çok teşekkür ederim; hem yanımda olduğun için hem de Timoti’yle tanıştırdığın için.” Küçük spor araba alabilseydim kızımın bu kadar sevineceğini hayal edemiyorum. Üniversite yılları boyunca kızım Timoti’yi asla bırakmadı. Timoti ile maceralara atıldı, arkadaşlarıyla ülkeyi dolaştı. Her tanıştığı insana onun hikayesini anlattı ve insanları bu büyünün içine dahil etti. Ama şimdi İngiltere’de okumak için Timoti’den son bir iyilik istedi. Kızım bir mektup yazdı ve torpido gözüne koydu. Ne yazdığını okumadım ve sormadım ne de olsa o mektup Timoti’nin yeni yol arkadaşına, yeni ailesine yazılmıştı.”

Bu hikayeyi okuduktan sonra “Eğer Timoti şu an aşağıda desem onu görmek ister miydiniz?” diye soruyorum. Özellikle bayanlar Timoti’yi görmek isteyeceklerini söylüyorlar, aslında hikayenin kahramanları göz önüne alındığında bu çok doğal bir durum. Burada önemli olan konu insanların Timoti’nin fiyatını sormaması! Yani mantık beyni ile birebir ilişkilendirdiğimiz metanın, mantık beyninden uzaklaştırılması söz konusu.

Peki siz Timoti ile tanışmak ister miydiniz? Hikayenin kahramanı kızın bıraktığı mektup mu? O mektup ancak Timoti’nin yeni arkadaşı olursanız sizindir:)

Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

To Top
X