Fontlara Direnmek

Bugüne kadar okuduğunuz makaleleri, kitapları, hazırladığınız ödevleri gözünüzde canlandırın. İlk üç fontu sayalım: Times New Roman, Ariel, Garamond. Bir de Comic Sans var ki ekran kırdırır. En sık kullanılan ve gelenekselleşmiş fontlar bunlar; çoğunlukla size dayatılan bilgiler aktarılırken kullanılanlardan. Hatta fontlar aleminin dünya görüşleri olsaydı, en yobaz olacak fontlar. Günümüzde fark yaratmak isteyen ve sıkıcılığı farkeden bazı kuruluşlar; bastıkları kitaplarda, tasarlanan görsellerde yeşil veya rahat okunabilir başka renkler, modern yazı tipleri tercih ediyor.

Bilgisayar çağında üniversite okuduysanız çok duymuşsunuzdur: “Projeyi 12 punto Times New Roman istiyorum.” O ortamda tabii “Hocam isterseniz taş tablete kazıyalım?” diyemiyorsunuz. Ama içinizden geçen bu. [Resmi yazışma yönetmeliklerinde de standart, Times New Roman 12’dir.]

Sadece estetik kaygılar değil konu. Farkında olun ya da olmayın; okuduğunuz yazılarda ne kadar eski fontlar kullanılırsa, yazının algı eşiğinizden geçmesi konusunda direnciniz o kadar yüksektir zira görseller yaratıcılığınızı olumlu veya olumsuz, bir şekilde etkiler. En basitinden; akademisyenin, yazarların, ödev hazırlarken öğrencinin beyaz ekranla bakışması vardır. Yeni fontları kullananların geleneksel veya klasik fontlarla yazan öğrencilere kıyasla daha yaratıcı olduğu artık sır değil. Sadece okul ile sınırlandırmayalım; kabul görmesi beklenen bildiri, makale, akıcılık istenen kitaplar, tasarlanan reklamlar, her şey. Beyin, yeniyi her zaman fark eder. Her zaman gördüğü şeyi, görünmez kabullenmeye programlıdır zira.

Yine dönüp dolaşıp statükocu olmak veya olmamaya geliyoruz. İçinde bulunulan sistemi geliştirmek, katkıda bulunmak ya da “Evladım kitaptaki tanımın aynısını yazmamışsın, sıfır.” insanı olmak. Zaten bahsi geçen direnç aslında fonta değil, yeni olmayana, değişmeye direnen her şeye.

Özensiz çalışanlar, tembeller, beyni sıfır kilometre kalsın isteyen herkes o kadar alıştı ki en ufak bilgiyi aktarırken bile bunu baştan savma yapmaya. Eksik kısım şu; özensiz çalışma asla dikkat çekmeyeceği gibi fark da yaratmaz. Belki de ‘aynı’ları yazmaya, eziyetle öğretmeye, merak uyandıramamaya, ‘Şu dakikalar geçsin, beynim çalışmasa da olur’ diyenler sırtından maaş beklemeye devam etmek istiyorlardır, kim bilir?

Bu içerik upon insight'ın katkılarıyla ulaştırılmaktadır.
Avatar

Sanatçı ve yazar. 1987'de Ankara'da doğdu. Bilkent Üniversitesi THM’den sonra, marketing çalışmaları ve on bir sivil toplum başkanlığına istinaden 'En İyi Dijital Ajans' ödüllerine ve uluslararası onur nişanlarına layık görüldü. Eserleri; birçok ülkede sanatseverlerle buluştu. İstanbul ve Anadolu Üniversiteleri'nde Sosyoloji ve Felsefe çalışmalarına devam etmektedir. Dijital Prestij: Teknoloji, Sosyal Medya ve Marketing Üzerine kitabı 2018'de yayımlanan Us; AFSAD ve Anadolu Görsel Sanatlar Derneği üyesi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

X